26 03 2012

Filiz Barın Akman “Osmanlı Kadını: Batılı Seyyahların Gözüyle”

 

Osmanlı kadınının önlenemez yükselişi
Filiz Barın Akman’ın kaleme aldığı “Osmanlı Kadını: Batılı Seyyahların Gözüyle” kitabı, Osmanlı Harem hayatını konu alıyor. 





Türk devlet yönetimleri, Osmanlı İmparatorluğu döneminde 17. yüzyıl sonlarından itibaren yüzünü batıya çevirmiş ve hatta bunu Cumhuriyet döneminden itibaren bir devlet politikası haline getirmiştir. Ancak son yıllarda toplumumuz Osmanlı değerlerine daha fazla önem veriyor ve birçok konuda geçmiş dönemlerimizdeki değer yargılarımıza daha fazla sahip çıkıyor. Bu gelişmede şüphesiz hala Hıristiyan inançların yarattığı Haçlı ruhundan kurtulamayan Batı"nın her fırsatta İslam dünyasına karşı uyguladığı çifte standardın artık herkes tarafından görülmesinin etkisi büyük...

Doğulu kadınlar ve Osmanlı harem hayatı üzerine akademik çalışmalar yaan Filiz Barın Akman, "Osmanlı Kadını" isimli kitabında, tamamı Batılı kadın seyyahların yazmış olduğu eserlerden derlediği alıntılarla okuyucuya Osmanlı haremiyle ilgili bilgiler veriyor. Çalışmanın ilk kısmı, Doğu-Batı ilişkilerinin tarihsel gelişiminde çok önemli bir yer tutan Haçlı Seferleri sırasında yazılmış alıntılardan oluşuyor. 

Kitapta Doğu kültürünün yaratmış olduğu bilimsel yeniliklerden faydalanan Batı"nın Rönesans altyapısına destek olan birçok konu da örneklerle yer almış. Bunlar arasında Arap sayı sisteminin Batı bilim dünyası tarafından kopyalanması da var. O tarihe kadar "sıfır" rakamını bilmeyen Batı dünyasının bu sayı sistemini öğrenmeden 0 ve 1 rakamına dayalı dijital devrimi gerçekleştirmesi elbette mümkün olmazdı! 

Kitabın asıl konusu ise, Osmanlı haremi... Hürrem Sultan, Hatice Sultan"la dolu televizyon dizileri bugünlerde hepimizin ilgi merkezi. Batılılar ise haremle ilgili seyahatname kitaplarını ve oryantalist ressamların yaptığı tabloları o dönemlerde ilgiyle takip ettiler. 

Kitapta Bayan Hornby, Bayan Harvey, Julia Pardoe, Lady Montagu gibi birçok Avrupalı kadın yazarın Osmanlı haremiyle ilgili görüşlerinden alıntılar var. Doğal olarak haremle ilgili herhangi bir erkeğin toplayacağından daha çok bilgi yer alıyor kitapta. 

Hatta Kahire"de önemli araştırmalara imza atmış olan Edward Lane, kardeşi Sophia Poole"u Mısır"a getirterek haremle ilgili bilgi toplamaya bile çalışmış...

Filiz Barın Akman, eserinin son bölümünde Osmanlıdaki kadın hakları ile Avrupa"daki kadın haklarının genel bir karşılaştırmasına yer vermiş. Kadınların mirastan pay almalarıyla, mihr (erkeğin nikah akdinde kadına vermekle yükümlü olduğu değerler) ve nafaka konularıyla ve kadınların mülkiyet edinebilme haklarıyla ilgili yapılan karşılaştırmalarda, 1880"lere kadar Osmanlı"da kadına verilen hakların çok daha ileri olduğunu ortaya koyması çok önemli. Ancak bu bilgilerin geçmişte kaldığını unutmayalım. Çünkü bugün, 20. yüzyılda Avrupa"nın gerçekleştirdiği reformlarla Avrupalı kadınlar, İslam kadınlarının kıskandığı bir yaşam seviyesi elde etti. Bu durumda Türkiye"de yeniden canlanmakta olan Osmanlı hayranlığının kadın hakları konusunda tekrar öne geçme arzusu taşımasını umut etmek isterdim, ama pek mümkün görünmüyor. Neden mi? Devlet üst düzey yöneticilerinin % 86.4"ü erkek...

Katharine ya da yeni adıyla Kadriye hanımla çay keyfi 

merikalı kütüphaneci ve yazar Katharine (şimdiki ismi ile Kadriye) Branning, 1700"lü yıllarda Türkiye"de bir süre yaşayan Lady Montagu’nun yazdığı "Sefaret Mektupları" anılarına cevap olarak yazdığı mektuplardan oluşan ‘’Bir Çay Daha Lütfen’’ isimli kitabında Türkiye"yi, Türkiye kültürünü en keyifli ritüelimiz; çay keyfimiz üzerinden anlatıyor. 

Kadriye Hanım"ı tanıdığınızda, onun zerafetinden sonra gözünüze ilk çarpacak şey el yazısı olur. Kitabını okuyunca da, bu el yazısının, mektuplarını yazarken kullanacağı kağıt, kalem, posta pulları gibi seçimlere gösterdiği zenin bir tamamlayıcısı olduğunu anlıyorsunuz. 

Yazarın Türkiye sevgisi Sivas"ta 13. yüzyıla ait, onun tabiri ile sanki altın taşlarla yapılmış Gök Medrese’yi 1978"de görmesiyle başlıyor. Öyle ki, bu eser onu Selçuklu hayranı yapacak ve 30 yıl Türkiye"yi ziyaret etmesinin ana sebeplerinden olacaktır. Yazar kitabında, Türkiye"ye gelip uçaktan indiğinde fark ettiği ‘’kalem’’ şeklindeki minareleri, Boğaz köprüsünden geçiş heyecanını, Türkiye"nin bozkırlarına olan aşkını anlatıyor. Elbette, kendi memleketi Amerika ile Türkiye"nin dil ve sosyal yapıları arasındaki farklarını, zengin-fakir arasındaki uçurumu da. 

Kadriye Hanım, kitabında Türkiye"nin sosyal yaşamına ait çarpıcı bulgular var. Yazarın gözlemlerine göre Türkiye"yi aileler yönetmekte. Aile bireyleri babaya itaat ve hürmet göstermekte ve onu takip etmektedir. Aileleri ayrılmaz yapan unsur da basitce sevgi, saygdır. Türkiye"de konuşulan farklı dillerden de bahsediyor. Türkçeyi öğrenmesi zorlu bir dil olarak tanımlıyor. Türkler"in "hayır"ı kaşları ve ‘’cık’’ sesi ile söylemeleri Kadriye Hanım"ın dikkatini çok çekmiş başlarda. Bu günlerde ise o kadar alışmış ki kendisi bile bu mimikleri kullanıyor. 

Kadriye Hanım"a Kadınların yaşadıkları dünyadaki yerini ve konumunu anlamaya çalışan bir kişi olarak, Lady Montigu’nun "Sefaretler Mektubunda" Türk kadınları hakkındaki yazdıkları ayrıntılardan yola çıkan yazar, kendi Türk kadını gözlemlemesi ve 1600 senesi ile karşılaştırması çok ilginç. Yazar Türkiye"de gezmiş olduğu birçok restore edilmiş konaklardan, Boğaziçi"ndeki muhteşem yalılara da yer veriyor kitabında. 

Kitapta Lale Devri ve lale çok farklı bir bakış açısıyla yorumlanmış. Mesela Türkler"in Lale Devri"nden kalma alışkanlıkla hayatlarını dört şey üzerine kurduklarını söylüyor: Aile, arkadaş, yemek ve güzel mekanlar! 

Yazar kitabının sonunda ise paylaşılan her bir bardak çayın, hoşgörüsüzlük duvarlarında bir gedik açacağını ve bir çay, bir çay daha, sonra bir çay daha diyerek hayallerimizdeki dost ve huzur dolu dünyanın kapılarını aralayacağımızı söylüyor. Kim bilir, neden olmasın?


15.03.2012

 

491
0
0
Yorum Yaz