20 03 2012

Mutlaka görmeniz gereken Türk filmleri

 

 

Başlangıç hep sudur, ben de dörtlemeye “Su” ile başladım
"Su", Buket Uzuner’in Kamanlık (Şamanizm) geleneğinden yola çıkarak yazmaya başladığı "Uyumsuz Defne Kaman’ın Maceraları" dörtlemesinin ilk kitabı... 

Perhan Özcan



Her şeyin başlangıcı olduğu için sudan hareket eden Uzuner yola toprak, hava ve ateşle devam edecek. Her şey, gazeteci Defne Kaman’ın ortadan kaybolmasıyla başlıyor. Komiser Ümit, bir akşam bindiği vapurdan inmediği anlaşılan Defne’nin peşine düşüyor. Derken arkadaşı Sahaf Semahat de ona katılıyor. İkili, Defne’den gelen Kutadgu Bilig (*) şifreleriyle olayı çözmeye çalışırken Defne’nin ninesi Umay Bayülgen de onlara yol gösteriyor. Defne’yi arama yolunda her ikisi de bir değişimden geçiyor. “Su”, Buket Uzuner’in “Uyumsuz Defne Kaman’ın Maceraları” dörtlemesinin ilk kitabı. Arkasından Toprak, Hava ve Ateş gelecek.

Anadolu kültürüne işlemiş Kamanlık geleneğinden ilham alarak yola koyulmuşsunuz. Araştırma dönemi ne kadarlık bir zamana yayıldı? Neden bir roman değil de dörtleme yazma kararını aldınız? 

“Uyumsuz Defne Kaman’ın Maceraları” adlı romanı kadim Kamanlık geleneğimizin dört unsurundan esinlenerek bir dörtleme olarak tasarladım. Hayat su ile başlıyor, ben de bu yüzden su ile başladım. Toprak, Hava ve Ateş ile devam edeceğim. Bu romanı yazarken yaptığım ön çalışmalarda, eskiye ait bir çok yeni bilgiyle karşılaştım. Bunlar arasında psikiyatrinin bir dalı olan Psikomitoloji vardı. Psikomitoloji, her toplumun kendi rüya ve hayallerinden, korku ve umutlarından doğan masal ve/ya destanlarının aslında o toplumun psikolojisini yarattığından yola çıkarak bunları araştıran bir bilim. Bu konuda Türkiye’de yazılmış en güzel kitaplardan biri olan “Deli Dumrul’un Bilinci”nin yazarı Prof. Bilgin Saydam’ın, Su’yu okuduktan sonra roman hakkında yazdığı şu sözler sorunuzun yanıtı niteliğinde ve benim için çok kıymetli. Bir tıp doktoru olan Prof. Bilgin Saydam şöyle diyor: “Başlangıç hep su’dur / su’dandır. Bu nedenle kahramanların öykülerinin -açık ya da gizil- kaynağı hep su olagelmiştir. Yaşamlarımızın kahramanı olarak bunun farkında değilsek, unutmuşuzdur. Zira korkuyoruzdur o her şekli doğuran ve her şekli çözen / yutan ‘şekilsiz’den. Oysa ki su, yaşamın taşıyıcısı ve esirgeyicisidir de. Buket Uzuner’in ‘Defne’ dörtlemesinin (su-toprak-hava-ateş), (belki de Defne’nin bizzat şahsında şekillenecek ağacın eklenmesiyle beşlemesinin) başlangıcının su’da(n) olması, zor zamanda yine su’ya sığınılması, tesadüf değildir. Yaşamın yaşayan ve yaşatan sembollerinin zorlamasıdır.” Biz dörtlemeden bahsediyoruz ama Prof. Saydam hatta 5. unsur Ağaç’ı da yazmamı öneriyor.

DÜŞÜNMEDEN YAPTIĞIMIZ GELENEKLER

İlk kitabı dört yılda yazdığınıza bakarak soruyorum: Dörtleme yazmak hiç gözünüzde büyüdü mü? Aklınızdan vazgeçmek ya da ertelemek geçti mi hiç?

Haklısınız benim roman yazma süreçlerim hep 4-5 yıl sürüyor. Bunun nedeni hem yazının demlenmesi gereken bir söz sanatı olduğuna inanmam, hem de araştırma sürecinin uzun sürmesinden kaynaklanıyor sanırım. Dört yıllık çalışmamın ilk yılları kendimi yazacağım konuda eğitmek, öğrenmek için okumak, konuyla ilgili uzmanlara danışmakla geçti. Örneğin: Psikomitoloji uzmanı İstanbul Üniversitesi Tıp Fak. Dekanı Prof. Bilgin Saydam, Orta Asya, Sibirya, Kafkaslar dahil Türk Dili ve Kültürü üzerine yaptığı çalışmalarından yararlandığım Marmara Üniversitesi’nden Prof. Emine Gürsoy Naskali, Kutadgu Bilig uzmanı Doç. Dr. Mesut Şen, Şamanizm uzmanı Dr. Göksel Öztürk, sonra “Şaman ve Türk Dünyası” adlı kitapların yazarları Galatasaray Üniversitesi’nden Doç. Dr. Ali Faik Demir ve Doç. Dr. Nebahat Akgün Çomak, yunus konusunda danıştığım Türkiye’nin tek yunus veteriner hekimi Erdem Danyer gibi uzmanlarla okuyup, öğrendiklerimi tartışmak, yazmak kadar çok zaman aldı. Şimdi bilgi alt yapısı ve ana karakterleri hazır bir roman yazmak, herhalde ilk roman kadar uzun zaman almayacaktır. Bakalım, ben de ilk kez dörtleme yazıyorum. Yazıp göreceğim.

Bu romanı yazmak hayatınızı nasıl etkiledi? Baktığınız yerde gördükleriniz değişti ya da yeni bir anlam kazandı mı? 

Güzel sordunuz. İnsan bir roman yazarken zaten dört-beş yıl beraber yaşadığı hem karakterlerden hem de romanın zamanı ile olaylarından etkileniyor elbette. Defne Kaman’ın “Su” macerasını yazarken geçmişten taşınan bilgilere, günlük hayatımıza yerleşmiş nazar boncuğu taşımaktan şeytanın kulağına kurşun dökmek için kendi kulağımızı çekip ahşaba üç kez vurmaya, ağaçlara dilek çaputları bağlamaktan hıdrellez ve nevruzda ateşten atlamaya, cemreyi düşerken neredeyse gözle gördüğümüzü sanmaktan ayçöreğinden ayçiçeğine, Ayhan’dan Ayten’e çocuklarımıza ve herşeye ayla ilgili isimler vermeye kadar çoğunu artık düşünmeden yapmaya devam ettiğimiz kadim geleneklerin köküne inme şansım oldu. Geleneğimizde her canlı eşit derecede saygın ve değerli: Bir çiçek, bir böcek ve insan eşit değerdeymiş. Örneğin atalarımız ve ninelerimizin yaptığı gibi bir ağacı kesmeden önce ondan özür dilemek ve ihtiyaçtan fazlasını yoketmemek; bir geyiği avlarken doyduktan fazlasını öldürmeyeceğine hayvanla gözgöze gelerek söz vermek bugün bize saçma veya komik gelebilir. Ama düşününce, bu davranış biçimlerinin insanların birbirine duyduğu saygı ve hayatın ekolojik devamlılığı açısından ne derece önemli, ciddi ve güzel olduğunu anlıyor insan.

ANNE BABAYI SUÇLAMAK...

“Kendi kusurları için hâlâ anne ve babalarını suçlayarak kendilerini temize çeken yetişkinler, bana hiç inandırıcı gelmiyor” diye yazıyor günlüğüne Defne. Bunu “kolaycılık ve kurnazlık” olarak görüyor. Fakat Komiser Ümit, Sünni olduğu için Tasvir’le evlenmesine karşı çıkarak Alevi bir kızla evlenmesini isteyen anne babasını suçluyor. Duruma iki farklı açıdan yaklaşmışsınız. Hayat özetinize baktığınızda, “suçlama” konusunda Defne’ye mi yakın görüyorsunuz kendinizi yoksa Ümit’e mi? 

Flaubert, “Madame Bovary benim!” dediğinde yer yerinden oynamış, bilirsiniz. Yıllar önce “Kumral Ada-Mavi Tuna’ romanındaki Ada siz misiniz?” diye sorulduğunda “Ben Tuna’yım!” demiştim, pek yanlış anlaşılmıştı. Gazeteci Defne Kaman uyumsuz diye nitelenen bir kadın, yani kendine sistemin çarklarında yer aramayı reddetmiş, düzene uymayı kabul etmemiş, biraz kıyıda kalarak kendi kişiliğini korumaya yaşıyor. Okurlar arasında ona benzeyenler olacağı gibi ben de bu bakımdan Defne’ye benziyorum. Ama derler ki roman karakterlerinin hemen hepsi yazarlarından izler taşırmış!

İkinci kitap biricinin devamı mı olacak ya da onunla paralellik taşıyacak mı? Meselâ Sahaf Semahat’in geçmişi hakkında bilgilenecek mi okur? İlk kitabın sonu, ikincide biraz daha netlik kazanacak mı? 

Dört romanda da gazeteci Defne Kaman ve muhteşem anneannesi Umay Bayülgen ile bazı ana karakterler yer alacak. Sahaf Semahat’in gizemi çözülmeye başlayacak... “Su”yun sonu sürpriz olsun, burada bahsetmeyelim isterseniz. Uyumsuz Defne Kaman’ı ille ilkinden başlayarak okumak zorunluluk olmayacak. Tabii benim gönlümden, “Su” ile başlayan okurun Defne Kaman’ı elinden düşürmemesi geçiyor. Her roman Anadolu’nun farklı bölgesinde geçiyor. Su: Marmara Denizi ile sembolleşti. Toprak: Çorum’da Hitit harabelerinde geçiyor. Elbette tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi romana yeni karakterler giriyor, bazıları gidiyor.

(*) Yusuf Has Hacib’in 11. yüzyılda yazdığı kitap. İsmi, günümüz Türkçesinde Mutluluk Bilgisi anlamında.


15.03.2012
Foto: Elena Senao Banos
Kaynak : yedincisanat.blogcu.com

 

 

145
0
0
Yorum Yaz